BAŞLANGICIN SONU


Başlangıcın Sonunu Bilmeden

Çocukluk yıllarımı geçirdiğim evi hatırlıyorum. O ev; benim ilk adımlarımı attığım, ilk cümlelerimi konuştuğum, ilk hecemi okuduğum, ilk harfimi yazdığım yerdi... Dünyaya gelişime aynı evin duvarları şahitlik etmişti, aynı evin penceresinden ilk kez dünyayı tanımaya başlamıştım. Oradan bir gün taşınacağım aklımın ucundan bile geçmezdi. Hayatımın on iki senesi orada geçti. Hep orada kalacakmışım, her şey aynı kalacak gibi hissediyordum. Büyüyordum, büyüdükçe de bazı şeyler daha karmaşık geliyordu. Taşınmak istemiyordum çünkü doğup büyüdüğüm evden başka bir yerde yaşayabileceğimi hayal bile edemiyordum. Yuva bildiğim yer orasıydı, bildiğim ve ait olduğum tek yerdi. On iki yılın ardından taşındık. İşte o an yeni hayatımın ilk adımını atmıştım. Sonrasında hiçbir şey aynı kalmayacaktı. Bilmediğim bir şey ise hayatıma başladığım evden taşınmanın da bir sonun başlangıcı olduğuydu.

Yeni eve taşındıktan sonra her şey o kadar farklı ilerledi ki... Taşındığımız ilk yıl mutluydum. İlk yılın ardından yaşadığım eve ne kadar yabancı olduğumu hissetmeye başladım. Böylesine yabancı hissettiğim bir eve yuva diyebilir miydim? Her şeye rağmen yuva bile demeye çekindiğim dairede altı senem geçti. Bu ev beni yıkıp geçmişti, diğer evlerin aksine en yeni ve en sağlam olanı da yine bu evdi. Duvarların sağlam olması tek başına yetmiyordu. Yerden göğe yakın bir yüksekliğe uzanan binadaki hanelerin duvarları küf kaplıydı. Duvarlar gibi insanları da küf zihinliydi. Küf günden güne bizim hanemizi de sarmaya başladı. Her nefesimizde ciğerlerimize  işliyordu. Zehirlendiğimizi anladığımızda çok geçti ama olası daha büyük hasarın önüne geçmeli, yani başka bir apartmana taşınmalıydık. Taşınmak dışarıdan bir kurtuluş gibi gözükse de ömrümüz boyunca küfün bıraktığı zehrin gölgesinde yaşayacaktık.

İçten içe tüm buhranlarımın sebebi o duvarlardı. İlk kez yorganların altına gizlenip ağırlığı altında ezildiğim ev, yine o evdi. Altı seneden hatırladığım ne varsa geride bırakmayı umuyordum. İçimde yine doğduğum, ait olduğum yuva diyebildiğim, dilimin eski demeye varmadığı çocukluk evime dönme arzusu vardı.

Yuva bildiğim eve dönemedik belki ama çok yakınında bir ev tuttuk. O evde de kısa bir süre yaşadık. Sonrasında gezgin gibi oradan oraya sürüklenip durduk. Artık kendimi hiçbir yere ait hissetmiyordum.

Kısa sürede çok fazla ev değiştirmiştik. Her birinde farklı bir ben oldum, her taşındığımızda o benliğimi de geride bıraktım. En azından öyle sanıyordum ama yanılmışım. Geçen gün o evlerin birkaçını ziyaret ettim. Sokaklar, yollar, köşe başı dükkanlar... Hepsi değişmişti. Değişmeyenleri de vardı. Bir zamanlar bu duvarların ardında var oldum, bu pencereden dışarı baktım diye düşündüm. Çocukluk yıllarımın geçtiği evin duvarları yıkılmıştı, yerine eskisini anımsatmaktan uzak betondan bir blok dikilmişti. Anılarım benimle kalsa da fiziksel olarak o binanın yıkılması içimi ürpertti .

O an bir şey fark ettim yaşadığım her ev bana birer öğretmen olmuştu. Kötü deneyimler de güzel anlar da hayatın bir parçasıydı. Her birinde bir parçam var olmuş, o parçaları benimseyip bir bütün olmuştum. Yaşadığım evlerin her birinde farklı okullarda okumuş, farklı yüzler tanımıştım. Arkadaşlıklar edinmiş, kimiyle yoluma devam etmişken kimini de ardımda bırakıp yoluma devam etmem gerekmişti. Okul hayatımın son yıllarına geldiğimde o şarkıyla tanıştım. Şarkıyı son dinleyişim ise daha vurucuydu. Hiç beklemediğim bir anda kulağıma çalınmış, bu yazıyı yazmam için bana güç vermişti. Böylece var olma mücadelesi verdiğim her evin bende bıraktığı etkileri düşünmeye başladım.

Başlangıcın Sonunu Anladığımda: Şarkı ile Tanışma

Üniversite son sınıfa giderken kendime bir huy edinmiştim. Hep aynı yerlerde aynı şarkıları dinliyordum. Otobüs durağından eve yürürken bir şarkı, otobüste giderken bir şarkı, otobüsten inip koşmaya başlayınca bir şarkı, kitap okurken bir şarkı… Okula giderken yolda dinlemeyi sevdiğim dört şarkı haricinde şarkılar dinlesem de dönüp dolaşıp aynı şarkıya dönüyordum: "Djo-End of Beginning" (Başlangıcın Sonu). Üniversite hayatımın son final sınavından çıktığımda o şarkıyı dinlemeye başladım ve geriye dönüp şöyle bir yaşadıklarımı düşündüm. Okul hayatım pek de güzel anılarla dolu değildi ama güzel anlar da yaşamıştım, güzel insanlar da tanımıştım. Her bir kare gözümün önünden film şeridi gibi geçti. O gün o kadar takılmadım. Ne de olsa daha mezuniyet vardı. Mezuniyet törenine giderken yine o şarkıyı dinledim. Bir başlangıcın sonunu yaşadığımın bilincinde olarak. Kepleri fırlattığımız anda başlangıcımın sonuydu. Başlangıcım okula başladığım ilk gündü ve biteceğini, o günlerin birer anıya dönüşeceğini biliyordum.

Metro İstasyonu

Geçen gün, metroda giderken rastgele bir şekilde o şarkı çalmaya başladı. Belki de en son mezuniyet törenime giderken dinlemiştim. Yaşadığım tüm anları, o şarkının bana tüm hissettirdiklerini yeniden yaşadım. Bu his bana ilham verdi. Eve gidince yazarım diye düşündüm ama sonra metro istasyonunda bir bank üzerine oturmuş defterine yüzünde tebessüm eşliğinde bir şeyler yazan o kızı gördüm. Yazmayı ertelememin bir anlamı yoktu. Ben de yürüye yürüye telefonumun not defterine yazmaya başladım. Birilerine çarparım endişesiyle arada bir etrafı kontrol ettim, turnikelerden geçtim, merdivenlerden çıktım... Neyse ki bir yere ya da birine çarpmadan yazmak istediklerimi yazdım.

Hiç tanımadığım bir yabancının, kendi dilimde bile olmayan sözleri nasıl da etkiliyor insanı diye düşündüm. Ben böyle hissettiysem, kim bilir belki kaç insan benim gibi hissetmiştir ya da hissetmemiştir diye düşündüm. Müzik, bazen akıllara kazınan bazen de yürekleri hızlandıran güçlü bir şey. Bu şarkı da benim için bir anın anlamıydı. Dinlememiştim, hissetmiştim. Farklı sebeplerden aynı hissi deneyimlemiştim.

 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

BATAKLIK

Kendini Pizza Sanan Börek ve Ütopya Maskesi Takmış Distopya

HERKESLEŞMEK