Kendini Pizza Sanan Börek ve Ütopya Maskesi Takmış Distopya


Yufkadan Pizza

Geçenlerde canım pizza çekti. Hamur yoğuracak zamanım yoktu. O yüzden, elimdeki malzemelerle ne yapabilirim diye internette yayınlanmış tariflere baktım. Şansıma yufka tabanlı pizza çıktı. "Hamur yoğurma derdi olmadan" demek yerine, hamursuz diye anlatılmıştı. Yufka da un, su ve tuzdan oluşan bir hamur değil mi zaten? Tıpkı bazlama, lavaş, pide ya da ekmek gibi… Hepsi aynı kökten, aynı özden geliyor.

O zaman biz de bir tane hamursuz pizza(!) yapalım. Belki de tadı güzel olacak ki, eminim güzel olacak. Ama bir şeyler eksik değil mi yine de? Bu, daha çok börek oldu sanki... Ama ben pizza istiyordum.

Kendini pizza sanan börek gayet lezzetli olmuştu. Afiyetle yedim, yanında da ayran içtim. Ama aklımda bir fikirler silsilesi dönmeye başladı. Bu pizzamsının havası bir başkaydı. Onu hafife almışım; bana ilham olacak kadar bol malzemeliydi.

Canını çektirdim mi? Evet, belki de. Ama şimdi itiraf ediyorum: O pizzayı aslında hiç yapmadım da yemedim de. Hayal kırıklığına uğradın mı? Belki uğradın, belki de uğramadın. Ama muhtemelen güvenin kırıldı. Sana hak veriyorum. Yirmi birinci yüzyıla hoş geldin.

Saçma Olanın Cazibesi

Çağımızın en büyük sorunlarından biri: “-mış gibi yaşadığı süsünü vermek.” Özünde kim olduğunu hatırlayan kaldı mı? Yoksa hepimiz yufkadan börek yapıp pizza demeyi mi seçiyoruz?

Alter egosunun ardına sığınan, kendine bir distopya oluşturup ütopya maskesi takıyor. Hayatlarını birer dizi ya da film senaryosu gibi kurgulayıp, başrolü kendileri oynuyor. Sahteleşmek bir tık kadar uzağınızdayken, ne diye sahici olasınız?

Hayatını reality show gibi yayınla, insanlar izlesin ve para kazan. Hem kolay yoldan para kazanmak varken, kim ne diye alın teri döksün, elinin emeğini ortaya koysun; değil mi?

Sözüm meclisten dışarı; çağımızın getirileri bunlar. Sosyal medyada linç kültürü, bu sistemin yakıtı gibi. Ne yazık ki artık emek harcayan değil, linçlenen daha çok konuşuluyor. Üstelik bunu lehine çevirmeyi çok iyi bilenler de var. Görünüşe göre çağımızda saçma olanın bir cazibesi var.

Yıldız Sistemi

Sinemanın yaygınlaşmasıyla birlikte, sanat olmanın ötesine geçip bir ticaret alanına dönüşmesi, izleyici ilgisini çeken ve daha çok film izleten oyuncuların ön plana çıkmasına neden oldu. İşte bu ihtiyaç, zamanla yıldız sistemini doğurdu.

Hollywood, daha ilk yıllarından itibaren sadece filmleri değil, oyuncularının hayatlarını da pazarlamaya başladı. Oyuncular, gerçek hayatlarında bile parlatılmış birer marka hâline getirildi. Bu, hem yapımcıya hem de izleyiciye kazandıran iki taraflı bir sistemdi.

Günümüzde ise bu sistem bambaşka bir evrim geçirdi. Artık herhangi biri, hayatını ilgi çekici kılarak takipçi toplayıp bu sayede kazanç elde edebiliyor. Bir anlamda, ünlü olmak kolaylaştı; ama aynı zamanda sürdürülebilir ve gerçek bir etki yaratmak daha da zorlaştı.

Yine de değişmeyen bir şey var: En çok izlenen, hakkında en çok konuşulan ve hayatı en çok merak edilen kişi, günün sonunda kazanan oluyor. Fakat asıl sorun şu ki; bu hayatların çoğu, tamamen kurgu. Yani sistem değişmiş gibi görünse de, aslında özünde aynı kalmış.

Sosyal medya fenomenleri, günümüzün yeni yıldız adayları. Eğer medya sektöründe var olmak istiyorsan, artık sadece yetenek değil, rakamlar da çok önemli. Yapımcılar, “Ne kadar tanınıyorsan, o kadar kazandırırsın.” mantığıyla hareket ediyor.

Sosyal medyanın yayılmasıyla birlikte, bu sisteme dışarıdan dâhil olmak da mümkün hâle geldi. Sen, ben, hepimiz… Eğer algoritmanın şifresini çözebilirsek, bu düzeni kendimize bile uyarlayabiliriz.

Post-Truth ve Güzellik Algısı

Sosyal medya denildiğinde akla gelen ilk şeylerden biri de trendler oluyor. Bu trendler öyle hızlı yayılıyor ki, henüz sindirilmeden yerlerini yenilerine bırakıyorlar. Ne var ki bazı trendler, özellikle de güzellik standartlarıyla ilgili olanlar, bireylerin psikolojisini olumsuz yönde etkileyebiliyor.

Her şeyin filtrelerle ve dijital müdahalelerle kusursuzlaştırıldığı bu sanal dünyada, “güzel” olmanın nasıl olması gerektiğine dair herkesin bir fikri var ve bu fikirler, çoğu zaman gerçekle bağdaşmıyor. Daha da kötüsü, gerçekle ilgisi olmayan bu içerikler, doğrulardan çok daha hızlı yayılıyor.

İşte tam da bu noktada “gerçeklik ötesi” yani post-truth kavramı devreye giriyor. Post-truth; olmayan bir durumu olmuş gibi sunmak anlamına geliyor ve sosyal medyadaki güzellik algısının nasıl şekillendiğini, nasıl sahte idealler yarattığını net biçimde açıklıyor.

Güzellik Tek Bir Kalıptan İbaret Değildir!

Güzellik algısı, Rönesans döneminden bu yana sürekli değişen ideallere göre şekilleniyor ve zamanla insanları tektipleşmeye zorlayan, eksik ve yetersiz hissettiren bir baskı aracı hâline geliyor. Özellikle sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla, bu algı daha geniş kitlelere ulaşıyor ve çok daha fazla kişiyi etkisi altına alıyor.

Kadınlar üzerinde yoğunlaşan “güzel olma” baskısı, zamanla bir kaygıya dönüşüyor. Markaların, sosyal medyanın, ünlülerin ve trendlerin çizdiği dar güzellik çerçevesine uymadığı için aynalara küsen, kendinden utanır hâle gelen insanlar var.

Bu baskı yalnızca dijital ortamla sınırlı değil; bazen en yakınımızdaki insanlar, ailemiz ya da akrabalarımız bile dış görünüş üzerinden incitici yorumlar yapabiliyor. Moda programları da bu kültürü besleyen en belirgin örneklerden. Genç kadınların bedenlerini acımasızca yargılayarak, onları sağlıksız diyetlere, hatta yeme bozukluklarına sürüklüyorlar.

Oysa kimsenin, bir başkasının bedenine dair aşağılayıcı, rencide edici yorumlar yapmaya hakkı yok. Psikolojik baskıyı “Senin iyiliğin için.” gibi cümlelerle meşrulaştırmak ise açık bir manipülasyondur.

Bir kadının daha, sırf güzellik algısına uymak adına kendine zarar vermesini görmek istemiyoruz. İnsanlar nasıl kendini iyi hissediyorsa, öyle yaşamalı. Güzellik, tek bir kalıba sığamayacak kadar çeşitlidir.

Son olarak sana söylemek istediğim tek şey şu: Lütfen kendin ol. Bir başkası için kendini değiştirme. Kötü insanlar her zaman var olacak. Ama en tehlikelisi, iyilik maskesi takıp içinde kötülüğü saklayanlardır. Onların seni zehirlemesine izin verme.

Bu satırları okuyan sen, her kimsen… Olduğun hâlinle güzelsin. Lütfen bunu sakın unutma.

Yorumlar

  1. Gerçekten birinin artık konusmasi gerekiyordu

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Neyse ki bu konuda konuşan tek kişi değilim. Bu da bir umut dedirtiyor.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

BATAKLIK

HERKESLEŞMEK