AĞUSTOS
Ağustos, Arafta Kalmış Bir Ay
Temmuz adeta bir ömür sürdü; oysa ağustos gerçekten de "bir an gibi" geçti. Bunun sebebi, temmuzun kavurucu sıcağına karşılık yaşadığım yerde ağustosun daha serin geçmesi midir, bilmiyorum. Zamanın hızla akıp gitmesi bu ayda daha da belirgin oluyor. Ağustos, yazla sonbahar arasında bir geçiş süreci; hem yazın sıcağını hem de sonbaharın esintisini barındıran, adeta arafta kalmış bir ay. Yine de yaz ayları içinde en sevdiğim hep o oldu. Her ağustosta "August" şarkısını çalıp söylemek de artık benim için küçük bir gelenek.
İki yıl önce gitarı doğru dürüst çalamazken şimdi çok daha iyiyim. Gitar çalmaya ilk başladığınızda belki kimse söylemez ama parmaklarınız yara olur. Doğru şekilde kullanmayı öğrenene kadar fazla kuvvet uygularsınız ve parmak uçlarınız yumuşak olduğundan teller acıtır. Zamanla parmak uçlarınız su toplar, soyulur ve sonunda nasır bağlar. O an fark edersiniz ki artık eskisi kadar acımıyor. Hayatta da böyle değil mi? Bir şeyi gerçekten istiyorsanız, ufak tefek yaralar almanız gerekir ama bu yaralar sizi zayıflatmaz, aksine daha güçlü kılar. Tıpkı bisiklet sürmeyi öğrenirken defalarca düşüp kalkmamız, ağlamamız ama sonunda başarmamız gibi. İnsan deneye yanıla, hata yapa yapa öğrenir. Bu yüzden hata yapmaktan korkmamalı. Çünkü kimse mükemmel değildir, olamaz da. Mükemmel olmaya çalışmak insanı yıpratır, zamanla da aslında olmadığı birine dönüştürür.
Mükemmel Olma Baskısının Getirisi : Yetersizlik
Öğrencilik yıllarımda üzerimde hep bir mükemmel olma baskısı vardı ama kendimi çoğu zaman yetersiz hissettim. İlkokulda destek görmedim, ortaokulda ise artan dersler özgüvenimi zedeledi. Sekizinci sınıfta taşınınca ilk kez başarılı ve mutlu bir eğitim yılı yaşadım. Liseye açıktan devam etme kararım büyük bir hata oldu; sosyal hayatım sıfırlandı ve depresyon yaşadım. Sonradan örgün eğitime döndüm, meslek lisesinden özel okula kadar farklı deneyimlerim oldu. Pandemiyle birlikte yalnızlık hem rahatlatıcı hem de zorlayıcı oldu. Üniversitede ilk yıl sıkıntılı geçse de sonraki senelerde üst üste dereceler yaptım. Ancak mükemmel olma takıntım yine ortaya çıktı; başarılarımı bile sorguladım. Mezuniyetimin son senesinde bu baskıyı bırakarak sosyal yönümü geliştirdim. Mezun olalı bir yıl oldu ve hâlâ iş bulamadım. Sürekli başvurular yapmama rağmen karşıma sigortasız ya da adaletsiz şartlar çıkıyor. Tüm çabalarıma rağmen geç kalmış, boşa uğraşmış gibi hissediyorum.
Geç Olsun Güç Olmasın
Yaşıtlarım kendi işlerinin bilmem kaçıncı senesindeyken ben hâlâ iş arıyorum. “Geç olsun, güç olmasın” mottosuyla ilerliyorum. Okul için de aynısı oldu; sonuçta kendimden üç yaş küçüklerle okudum liseyi. Şimdi de yaşıtlarımdan üç yıl gerideyim. Onlar işlerini kurmuş, belki bir yer edinmiş, belki yuva kurmuşken ben olduğum yerdeyim. Herkesin, her şeyin zamanı farklı; bunun bilincine varmak gerek. Kendimi kıyaslamam yanlış, bunu biliyorum. Kendimin daha iyi versiyonuna ulaşmak için çaba göstermeliyim. Diğer yandan bize dayatılan düzene uymak zorunda değilim. Herkes 20’li yaşlarda iş, eş bulmak zorunda değil. Kimisi dünyayı gezer, kimisi benim gibi sadece sevdiği ve istediği için blog yazar, kimisi bir hayalinin peşinden gider. Bu kişiden kişiye değişir. Annem babam benim yaşımda çocuk sahibi oldu diye ben de onlar gibi olmak zorunda değilim. Günümüz şartlarıyla o günün şartları çok farklı; kıyaslamak da doğru olmaz.
Bir Uydurma “ Hayata Geç Kalmak”
“Hayata geç kalmak” kim uydurmuş ki bunu? Belki de öyle bir şey yoktur. Her hayat farklı bir hikâye, farklı bir çizgide ilerliyor. Bize dayatılan düzen olsa da ona uyup uymamak yine bize kalmış. Nihayetinde bu hayat benim hayatım, bir başkasının değil. Sizin hayatınız da size ait. Kendi yolumu seçtiğim için pişman değilim. Yanlış kararlar, hatalar… Hepsi beni bugünkü ben yapan deneyimlerdi. O yüzden geç kalmış hissetsem bile aslında biriktirdiklerim beni daha dirençli ve daha güçlü kıldı.
“Ağustos bir anın içinde kaybolup gitmişti, çünkü hiç benim olmamıştı…”
Bana yaşa denilen hayat aslında hiç benim olmadı, olmayacak da. Zaman hızla akıp geçiyor ama onun nasıl geçeceğini seçme gücü bizim elimizde. Yeter ki isteyelim, yeter ki hayatımızın akışına çomak sokanlara izin vermeyelim ve kendi yolumuzu çizelim. Önemli olan da bu değil mi zaten? Kendi hikâyemizi kendi zamanımızda yazıp yaşayabilmek.
Okurken adeta dinlendim çok içtendi ve çok iyi geldi.
YanıtlaSilBöyle düşünmen beni çok mutlu etti. İyi geldiyse ne mutlu bana.
SilÇok güzeldi eline sağlık. Ağustos harbi çok çabuk geçti, daha dün temmuzda değil miydik?
YanıtlaSilEvet, Taylor'ın bir bildiği var diyorum her seferinde :) Temmuz da tam tersi geçmek bilmedi. Beğenmene sevindim.
SilKalemine, yüreğine sağlık. O kadar akıcı bir yazıydı ki 💗
YanıtlaSilTeşekkür ederim güzel yorumun için 💕
Sil