MUTLU OLMA SANATI (!)

 

Yazmak ya da Yazmamak İşte Tüm Mesele Bu

Mutlu olduğumda yazamıyorum. Mutlu olduğumda o anı yaşamak daha yerinde gibi sanki. Bu konuda yalnız mıyım, değil miyim bilmiyorum. İyi hissedemediğim zamanlarda ise yazıyorum. Yazdıkça rahatlıyorum; kendimi harika hissetmesem de, daha iyi hissediyorum. Kimseye derdimi anlatamadığım, anlatsam da beni anlamadıklarını düşündüğüm zamanlarda, yazarak kendi kendime dert ortağı olmuşumdur. Bakıldığında, çoğu kitap ve film de bir dertten ortaya çıkıyor. Bir derdin olmadan yazamazsın. Metnin temeli her zaman bir dert üzerine inşa edilmiş oluyor. Yazar, eserinde ya derdine çare buluyor ya da bulamıyor.

Yine de bazen, alışılmışın dışında bir ruh haliyle yazdığım da oluyor. Bugün, en dipte hissetmediğim; hatta nispeten mutlu olduğum bir ruh haliyle yazmaya karar verdim. “Mutluyum” desem, bu ne ifade ediyor? Sizin için mutluluk nedir, demiştim bir ara. İşte o soruya verdiğiniz yanıtlar, bu yazının doğmasına ışık oldu. İlham verdiğiniz için size teşekkür etmek istiyorum. Sizinle yaptığım küçük bir istişare hem zihnimi açtı hem de bu yazıyı yazmak için klavye başına geçmemi sağladı.

Yazarken fark ettim ki, mutluluk bazen sandığımızdan çok daha basit bir şeye dayanıyor. Bana göre mutluluk, sadece yetinmekle alakalı. O yüzden gözüm çok yükseklerde olmadıkça kendimi mutlu hissediyorum. Zira isyan etmenin, beni erdemden uzaklaştıracağının da farkındayım. Bu yüzden şükretmeye çalışıyorum: nefes alabildiğim için, sağlığım yerinde olduğu için, barınabileceğim bir yuvam olduğu için, beni seven insanlar olduğu için… ve daha fazlası için.

“Sağlıklı bir dilenci, hasta bir kraldan daha mutludur... Mutluluğun onda dokuzu sağlıktır.”
(Arthur Schopenhauer, Mutlu Olma Sanatı, s. 44)

Kelimelerin Gücü

Son zamanlarda sıkça “evrene pozitif enerji gönderin” gibi cümleler duyuyorum. Belki kulağa klişe gelecek ama ben artık buna inanmaya başladım. Kalbinizi ne kadar temiz tutarsanız, dileklerinizin o kadar hızlı gerçekleştiğini fark ediyorsunuz. Elbette inançlar farklı olabilir; isterseniz dua edersiniz, yaradana yönelirsiniz. Zaten dua da saf ve temiz bir inançla edildiğinde, kabulü daha olasıdır.

Ağzımızdan çıkan kelimelere dikkat etmek gerekiyor dostlar. Bazen öylesine söylediğimiz bir cümle bile hayatımıza olumsuz şekilde etki edebiliyor. Bu yüzden büyüklerimizin “Ne dediğine dikkat et, dua yerine geçer” sözü boşuna söylenmemiş. Hayat gerçekten pamuk ipliğine bağlı. Bazen bir otobüsü kaçırırsınız ya da bir tatili son anda iptal edersiniz… ama belki de bu bir kurtuluştu. Böyle anlarda “Her işte bir hayır vardır” diyebilmeli insan. Çünkü eninde sonunda, kaderinizde ne yazılıysa o gerçekleşiyor.

Eudaemonoloji

Tüm bu düşünceler beni, felsefenin mutluluk üzerine söylediklerini hatırlattı. Bugün size “eudaemonoloji” kavramından bahsetmek istiyorum. Kısaca, “mutluluk öğretisi” olarak tanımlanabilir. Bu konuyu, Arthur Schopenhauer’ın kaleme aldığı “Mutlu Olma Sanatı kitabı üzerinden ele alacağım. Benim okuduğum baskı, 53 sayfalık kısa ama yoğun bir metindi; tanımlar ve maddeler hâlinde düzenlenmişti. Elbette, farklı yayınlarda bu sayı değişebilir.

Gerçek Olandan Kaçmak

Kitaba başlarken bu kadar etkileneceğimi açıkçası hiç düşünmemiştim. Olaylara bakış açımı değiştireceğini, beni içine bu kadar çekeceğini tahmin etmiyordum. Çevremde okuyan birçok kişi, “İnce ama depresif ve ağır bir kitap” diyerek gözümü korkuttu. Ne yalan söyleyeyim, bu yorumlar yüzünden uzun süre alıp okumaya elim gitmedi.

Yine de okumayı kafaya koydum. Oturdum kanepeme, aldım elime kitabı ve başladım. Her sayfasını özenle okudum. Genelde kitaplarımın üzerine çizik atmayı sevmem ama bu sefer elimdeki fosforlu kalemle satırların altını çizdim, post-it’lerle sayfaları işaretledim. Tabiri caizse, kitap resmen boyama kitabına döndü.

Üstelik okuduğum kitap bir kurmaca değildi. Oysa ben, içinde fantastik ögeler olmayan kitaplara kolay kolay başlayamazdım. Meğer distopyalara, gölge avcılarına, yarı tanrıların hikâyelerine olan ilgim, gerçek olandan kaçmak için kapıldığım bir yolmuş.

Mutlu Olma Sanatı (!)

Arthur Schopenhauer, hayatı boyunca mutluluğu bulamamış bir filozof. Yazdıklarıyla insanları sorgulatıyor ve çoğu zaman ne kadar nahoş bir durumda olduklarını gözler önüne seriyor. Yazı dilinde bile bir kırgınlık, bir serzeniş var. Satırlarında hissedilen o kabullenmişlik, okuyucunun içine ilmek ilmek işleniyor.

Şimdi gelin, bunu doğrudan kendi cümlelerinden birinde görelim:

İnsan istemeyi aklından geçirmediği malların yokluğunu kesinlikle hissetmez... Öte yandan yüz kat fazlasına sahip bir başkası, istediği şey onda olmadığı için kendini mutsuz hisseder.” (s.20)

Schopenhauer burada, beklentilerin kişisel sınırlar içinde kalması gerektiğini hatırlatıyor. Kıyasladıkça mutsuz, kabullendikçe huzurlu oluyoruz. Benim düşüncem de bu yönde: Kendimde olmayana imrenmenin, ilerletmekten çok gerileteceği kanaatindeyim. İnsanın bir amacı olmalı ama bu, bir başkasında görüp kıskanılarak edinilmiş bir amaç değil; saf, temiz, iç benliğinden doğan ve hayata tutunmasını sağlayacak bir amaç olmalı…

Mutlu Olma Sanatı bana mutlu olmayı öğretmedi. Ama kabullenmeyi, devam edebilmeyi, açgözlü olmamayı, olmayacağı baştan belli şeylere kendimi kaptırmamam gerektiğini öğretti. Eğer bu kitabı okumayı düşünen biri varsa, “mutlu olmayı öğreneceğim” beklentisiyle başlamasın. Çünkü mutluluk, madde madde anlatılabilecek bir duygu değil. O yüzden sanatı da olmaz. Belki de bu yüzden, kitabın adı başlı başına bir ironi: “Mutlu Olma Sanatı”.

İnsanın mutlu olabilmek için önce onu neyin mutlu ettiğini bilmesi, kendini iyi tanıması ve bir kişiliğe sahip olması gerekir. Schopenhauer bu konuda şöyle der:

“En büyük mutluluk kişiliktir.” (s.53)

Kendimiz olabilmek, mutluluğu da beraberinde getirir. Özgürce, kendimiz olabildiğimiz insanların yanında daha mutlu hissetmemiz belki de bu yüzdendir.

“Moritzburg av şatosunda bulunan XVII. yüzyıldan kalma bir ziyaretçi defterine bir asilzade şöyle yazmıştır:

“Amour véritable, amitié durable, et tout le reste au diable.”


(Gerçek aşk, dayanıklı dostluk; geri kalan her şey cehenneme.) (s.51)


Kaynak:

Arthur Schopenhauer, Mutlu Olma Sanatı, Can Yayınları, 1. Baskı, 2019. (s. 44, 20, 53, 51)

Yorumlar

  1. Çok güzel bir yazı olmuş bir süredir bulunduğum karamsar ruh halimden sonra bir farkındalığa ulaşmama da destek oldu, insanın zaman zaman bu gibi hatırlatıcılara ihtiyacı oluyor gerçekten. Ayrıca incelemenizi de çok beğendim en kısa sürede ben de bu kitabı okumayı düşünüyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle teşekkür ederim, yazımı beğenmeniz beni çok mutlu etti. Evet, haklısınız. Çoğu zaman hatırlamaya ihtiyaç duyuyoruz. Umarım, kitabı okumak size de bana olduğu gibi bir yol gösterici olur.

      Sil
  2. Gerçekten aktı gitti teşekkürler yazı için. Bir şeyleri farketmemde yardımcı oldu. Kabullenmek bazen mutlu olmaya yeter.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ne demek rica ederim, asıl ben teşekkür ederim. Umarım, her şey dilediğiniz gibi güzel olur ve sizin için her şey en kısa zamanda yoluna girer.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

BATAKLIK

Kendini Pizza Sanan Börek ve Ütopya Maskesi Takmış Distopya

HERKESLEŞMEK