SÖĞÜT

Söğüt ağacının gölgesinde uzanmış, bulutların şekillerini izliyorum. Ele avuca sığacak gibi değiller. Her birini kavanozlara doldursam da dolduramam. Yüzüme bir damla düşüyor; sanki bir serzenişmişçesine… Damlalar arttıkça gözlerimi kırpıştırmaya başlıyorum. Yağmurdan kaçmak anlamsız geliyor.

Gözlerimi kapatıp düşünüyorum. Aklıma ilk gelen düşünce:
 “Eskiden böyle değildim.” 
Ardından pişmanlıklar… Rüzgâr ağaçların yapraklarını savuruyor. Toz, pas, kir… Soğuk taşların üzerine kazınmış isimleri düşünüyorum. Daha dün yanımdayken bugün değiller. Ninnileri hâlâ kulaklarımdayken, hikâyeleri hâlâ aklımdayken, onlar derindeler. Gidene mi zor, kalana mı?

Çocukken böyle değildim ben. Fotoğraflarda gözlerimi iyice kısar, tüm dişlerimle gülerdim. O çocuk ben değilim sanki… Ninemin söylediği türkünün ezgisine mi saklanmış? Ninem hatırlamayı unutsa da türküsünü unutmazdı. Ne zaman söylesem gözlerinin içi gülerdi. Unutmak mı isterim, hatırlamak mı?

Söğüt ağacının altında yağmurun dinmesini bekliyorum. Kökleri, toprak altından göle uzanmış. Benim ise köklerim bu kasabada sıkışıp kalmış. Bir gün uzaklara gitsem, özler miyim buraları?

Yağmur damlaları kesiliyor. Gökyüzünde bulutlar dağılıyor; güneş tüm parlaklığıyla gözümü kamaştırıyor. Hatırlamak bir lütufmuş. Unutmak ise kimi zaman bir lanet. Hatırladıkça ninemin türküsünü yaşatıyorum. 

Söğüt ağacının bilgeliğini selamlıyorum; ninemin türküsü dudaklarımda bir tını... Rüzgar nereye eserse ben de oraya gidiyorum. 


Yorumlar

  1. Rüzgar nereye eserse oraya gitmek çok tanıdık..

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

BATAKLIK

Kendini Pizza Sanan Börek ve Ütopya Maskesi Takmış Distopya

HERKESLEŞMEK