Romeo Juliet’i Sevmedi, Hamlet de Ophelia’yı
Aşk Eski Bir Yalan mı?
Ah, şu zamane aşkları… “Eskiden hiç böyle değildi” cümlesini defalarca duymuşsunuzdur. Ben de duydum. Bu konu hakkında şunu söylemek istiyorum:
“Zamane aşkı” denilen şey aslında aşk değil!
Aşk; birilerinin dikkatini çekmek için stratejiler kurmak, birini takıntı hâline getirmek, seviyor gibi davranıp içten içe sevmemek, berbat davranıp sonra “seni seviyorum” diyerek işin içinden sıyrılmak değildir. Üstelik her gün yeni bir kavram çıkıyor yetişemiyorum. Love bombing, gaslighting, ghosting haa bir de zombieing… Ben en son orada kaldım yenisi çıktıysa bilmiyorum.
Aslında bunlar zamanın getirisi de değil. Hep vardı, sadece eskiden isimleri yoktu. Okuduğunuz kitaplarda, izlediğiniz filmlerde –hangi yıla ait olursa olsun– etkilerini görürsünüz. Mesela çok uzaklara, 16. yüzyıla gidelim. Aşk denildiğinde aklınıza ilk gelen karakterler kim? Size biraz düşünme payı veriyorum… Evet, doğru bildiniz; Romeo ve Juliet. Dillere destan olmuş bu sözde aşk aslında toksik bir bağlılıktan ibaret.
Romeo ve Juliet
Hikâyeyi bilmeyen ya da hatırlamayanlar için kısa bir özet yapalım:
İtalya Verona’da geçen Romeo ve Juliet, soylu iki düşman aile olan Montague ve Capulet’in çocuklarının trajedi dolu hikayesini anlatır.
Olaylar ikili için çok hızlı gelişir. Romeo ve Juliet ilk görüşte âşık olur, hemen evlenmek isterler. Rahip Laurence sayesinde yıldırım nikâhı kıyarlar. Juliet’in kuzeni Tybalt, Romeo’nun arkadaşını öldürünce Romeo ile düelloya tutuşur. Romeo, Tybalt’ı öldürür ve sürgüne gönderilir. Bu sırada Juliet’in ailesi onu Paris adında biriyle evlendirmek ister. Bunu istemeyen Juliet, ölü gibi görünmek için bir iksir içer. Romeo ise bundan habersizdir. Juliet’in öldüğünü sanıp zehir içerek trajik bir şekilde ölür. Juliet uyanınca Romeo’nun öldüğünü görür ve kendini hançerleyerek yaşamına son verir.
Sizce de her şey çok hızlı gelişmiyor mu? Günümüz ilişkilerinde de dinamik aynı değil mi? Çabucak başlayan ilişkiler, hediyeler, çiçekler, çikolatalar,iki üç trip eşliğinde süslenmiş sözde aşklar ve aniden bitişler... Bana sorarsanız bunlar aşk değil, insanların yalnız kalmamak için birbirinde teselli araması. “Belki bu kişi odur” umuduyla çıkılan yolda yanlış kişi olduğunu anlamak.
Romeo ve Juliet hikâyesi de dillere destan bir aşk gibi anlatılsa da aslında hızlı bağlanma, iletişim eksikliği ve bağımlılık gibi toksik ilişki dinamiklerini barındıran bir trajedidir. Tanışmalarının üzerinden çok az süre geçmesine rağmen ölüme sürüklenirler.
21. yüzyılda ise çiftler hızlı bir şekilde bağlanıyor, bir taraf karşısındakini tanımadan idealize ediyor ve sonunda hayal kırıklığı yaşıyor. O kişiye değil, kafasında yarattığı versiyonuna âşık oluyor. Gerçek yüzünü görmek istemiyor.
İkili konuşup plan yapsa, özellikle Romeo bu kadar fevri davranmasa, her şey farklı olabilirdi. Birçok şarkıya ve edebî esere konu olmalarına rağmen aslında birbirlerini doğru düzgün tanımadan bağımlı hâle geliyorlar.
Sonuçta bu bir Shakespeare trajedisi. Bir aşk masalı okumadığımızı biliyoruz. Romeo ve Juliet’in aşkın sembolü hâline gelmesi popülerliğiyle doğru orantılı. Bana göre aşk değil, orası kesin. Shakespeare belki de yanlış seçimlerin hazin sonunu göstermek istedi ki bir trajedi için oldukça yerinde bir tema diyebiliriz.
16. yüzyıl yasalarına bakarsak, ikisinin aşkını topluma kabul ettirip politik bir anlaşma gibi sunmaları ve ona göre hareket etmeleri gerekirdi. O dönemde özellikle soylular arasında aşk değil, politik çıkarlar ön plandaydı. Eğer kaçmayı seçselerdi bunun bedelini göze almaları gerekirdi. Barış ihtimali olsa bile Montague ve Capuletler arasındaki düşmanlığı çözmek oldukça zordu. Üstelik Romeo ve Juliet’in geçtiği dönemde özellikle soylu ailelerde ihanet büyük bir suçtu. Aile, kendi çocuğunu bile ölümle cezalandırabilirdi ve bu yasaldı.
Hamlet ve Ophelia
Hamlet bir aşk hikâyesi değil, bir intikam hikâyesidir. Ophelia’nın kaderi toksik davranışlarla şekillendiğinden Hamlet ve Ophelia ilişkisinden de bahsetmek gerekir.
Kısaca özetlersek; babasının hayaletiyle konuşan Hamlet babasının, amcası Claudius tarafından öldürüldüğünü öğrenir. Üstelik annesi, daha babasının yasını tutmadan amcasıyla evlenmiştir. Hamlet intikam almak ister. Şüphelerini doğrulamak için bir plan yapar ve herkese –Ophelia dâhil– aklını kaçırmış gibi davranır. Olaylar zincirleme ilerler ve sonunda neredeyse herkes ölür.
Kitabın adı Hamlet olsa da Ophelia’yı da okuyoruz. Ophelia’nın görmezden gelinmesi, babasının ölümü, Hamlet tarafından kendisine kötü davranılması… Sessiz çığlıklarını kimsenin duymaması onun aklını yitirmesine sebep olur. Aslında şarkı söyleyip çiçek toplayan, kimseye zararı olmayan biridir Ophelia. Bir gün göl kıyısındaki çiçeğe uzanmaya çalışırken ayağı kayıp düşer ve ölür. Yası uzun tutulmaz, erkek kardeşi de Hamlet de intikam duygusuyla gözünü karartmıştır bir kere.
Ophelia ve Hamlet’in gerçekten birbirini sevip sevmediğini bile bilmiyoruz. Hamlet’in “bir zamanlar severdim, belki de hiç sevmedim” demesi Ophelia’nın kalbini paramparça eder. Eğer gerçekten sevseydi planını onunla paylaşır; beklemesini isterdi ama paranoyası ağır basar,Ophelia’nın babası ve kardeşine durumu anlatabileceğini düşünür. Nihayetinde onun önceliği aşk değil; intikamdır.
Hamlet ve Ophelia ilişkisi, aşkın intikam uğruna hiçe sayıldığı bir örnektir. Ophelia aşkından ölmedi; yalnız bırakıldığı, susturulduğu ve destek görmediği için hazin sonuna sürüklendi. Bu da toksik bir ilişki örneğidir.
Shakespeare’in eserlerinde gördüğümüz “aşk” örnekleri aslında daha çok trajedi, güç, bağımlılık ve yanlış seçimlerin yansımasıdır. Romeo ve Juliet veya Hamlet ve Ophelia, gerçek aşkın değil; hızlı bağlanmanın, iletişimsizliğin ve çıkarların yarattığı toksik ilişkilerin temsilcileridir.
Günümüzde Neden Yaygın?
Evet, toksik ilişkiler hep vardı ve ne yazık ki olmaya devam edecek. Günümüzde bu kadar yaygınlaşmasının nedeni ise büyük ölçüde sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle ilişkilendirilebilir.
Eskiden insanların birbirleriyle iletişimi kısıtlıydı. Gün içinde anlık olarak ne yaptıklarını bilmeleri zordu. Teknoloji geliştikçe iletişim kolaylaştı ama ilişkiler zarar gördü. Tek kullanımlık ürünler arttıkça, ilişkiler de aynı mantıkla tüketilir hâle geldi.
Dijital bir dünyada yaşıyor olmamız, izlenebilirliği arttırıyor. WhatsApp’taki “son görülme” bile kavga sebebi olabiliyor. Sosyal medyada herkesin hayatını tek tıkla görebilmek, özellikle kameralara “mükemmel çift” gibi yansıyan influencer’lar, kişilerin kendi ilişkisini eksik görmesine yol açabiliyor.
Dijitalleşmenin bir diğer getirisi ise aşırı kontrol ve bunun sonucu olarak kıskançlık. “Seni koruyorum” bahanesiyle özgürlüğü kısıtlamak, sürekli nerede olduğunu sormak, sosyal medyada kimi takip ettiğini denetlemek ve bu konular üzerinden tartışmak…
İletişimin aslında teknolojiyle daha kolay olması gerekirken, toksik ilişkilerde tam tersi yaşanıyor. Sinirlendiğinde konuşarak çözmek yerine ima ve triplerle anlaşılmaya çalışmak adeta bir norm hâline geldi. Kavga ve tripler normalleştirildiği için çoğu kişi bunları ilişki dinamiğinin bir parçası zannediyor.
Bir diğer sorun ise “ya hep ya hiç” düşüncesi. “Sensiz yaşayamam” ile aşırı mesafe koymak arasında gidip gelmek… Bir gün boyunca sürekli konuşup ertesi gün hiç yazmamak, on dakika arayıp “bugünlük bu kadar” diyerek kestirip atmak gibi dengesiz tutumlar ilişkileri yıpratıyor.
En kötülerinden biri ise gaslighting. Karşısındakini yapmadığı bir şeyi yaptığına inandırmak, manipülasyonla suçlu hissettirmek, sürekli özür dileyen taraf olmasına sebep olmak…
Sosyal medyanın bir başka yıkıcı yanı da ilişki kötüye giderken bile dışarıya “çok mutluyuz” imajı verilmesi. Peki neden bu rol yapma? Neden işkence ediyorsunuz birbirinize? Olmuyorsa zorlamayın.
Toksik ilişkide olan biri, defalarca uyarılsa bile çoğu zaman kabul etmek istemez çünkü manipülasyon altındadır. O kişiye değil, kafasında yarattığı versiyonuna âşıktır. “Belki düzelir, belki bu sefer olur” umuduyla devam eder. Ayrılık sonrası afallamaktan, yalnız kalmaktan da korkar. Uzun süredir devam eden ilişkilerde bu korku daha da baskındır. Bazı durumlarda ise kişi gerçeği bilse bile çevresinin “o mükemmel biri” algısından çekinir. Başkalarının yargılarından kaçmak için ilişkiye katlanmaya devam eder.
Oysa ilişkiler tek taraflı değildir; iki kişi arasında yaşanır. Kavgalar, tripler, çekip gitmeler, sessizlik cezaları, aşırı kıskançlık krizleri, kontrolcülük, manipülasyon ve kısıtlamaların hiçbiri normal değildir. Doğru olan, iletişim kurup ortak bir çözüm bulmaktır. Buna rağmen bir anlaşmaya varılamıyorsa, doğru olanı yapmak gerekir.
“Zamane aşkları” diye bir şey yok; aşk sanılan aşklar diye bir şey var. Bunu ayırt etmek önemli. Aşk, her zaman acı çekmek değildir. Size, aşkın güzel çiçeklerle bezenmiş bir bahçe olduğunu öğreten kişi doğru kişidir ve o kişi, tüm acılarınızı unutturur.
Yorumlar
Yorum Gönder